Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

İSLAM AHLAKI__3/19_إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ

TCK'nın 226/3. fıkrası şöyle: "Müstehcen görüntü ürünlerini ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının kullanımına sunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır."

Temmuz 2008 tarihli yazilar Temmuz 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Namaz Mü'minin Miracıdır

Resim 004 Namaz İmanı Koruyan bir kalkandır.Namazı Olmayanın İmanıda yok demektir.Ancak riya ile kılınan namaz sadece şekilde kalır.Halbuki namaz insanları fenalık yapmaktan alıkoyar.Kişi huzuru bulur.

İMAN: 

1-İman,Tevhidi.

2-Tevhid,Teslimi.

3-Teslim,Tevekkülü.

4-Tevekkülde Saadeti dareyni İktiza eder.

Allah büyüktür.

İmansız,Paslı Yürek.

Sinede Yüktür.

Cahillerin İlahları

CAHİLİYYE  İNSANI'NIN  İLAH  DÜŞÜNCESİ

İslam’dan önceki arapların ve eski milletlerin ilahlık bağlamında ne gibi düşüncelere sahip olduklarına,buna karşılık Kur’an’ın bu sözcükle ilişkili hangi yaklaşımları reddettiğine de bakmamız gerekmektedir.
1. “Onlar,kendileri için bir güç kaynağı olmak üzere (ya da onların himayesine girerek mahfuz kalmak için) Allah’tan başka ilahlar edindiler.” (Meryem, 81)
“Yardım edilecekleri (Yani ilahların kendilerine yardım edecekleri) ümidiyle Allah’tan başka ilahlar edindiler.” (Yasin, 74)

Bu iki ayet-i kerimeden anlaşılmaktadır ki,cahiliye ehli,ilah olarak niteledikleri varlıkların kendilerini desteklediğini,musibet ve belalardan koruduğunu ve onların himayesinde korku ve zarardan mahfuz kaldıklarını düşünüyordu.
2. “Rabbinin kararının vakti gelince,Allah’a şerik koştukları ilahları bir işe yaramadı ve onların yıkım ve felaketlerinden başka bir şeyi artırmadı.” (Hud, 101)
“Allah’tan başka edindikleri ilahlar,yaratılmışlardır,hiçbir şey yaratamazlar,diri değil ölüdürler,ne zaman yeniden diriltileceklerini de bilmezler,ilahınız tek bir ilahtır.” (Nahl, 20-22)
“Allah’tan başka ilah edinme,O’ndan başka ilah yoktur.” (Kasas, 88)
“Allah’tan başkalarını (ilah olarak) çağırıp duranların,gerçekte bu ortak koşageldikleri şeylere de uyup bağlandıkları yok (ya)… Sadece vehim ve zanlarına uyuyor onlar;yalan söylemek,bütün yaptıkları.” (Yunus, 66)
Bu ayetler birkaç meseleye ışık tutmaktadır:
a. Cahiliye insanı,ilah olarak nitelediklerinden sorunlarının çözümünü ve gereksinimlerinin karşılanmasını diliyor,başka bir deyimle onlara niyazda bulunuyordu.
b. Onların ilahları sadece cin,melek ya da tanrılardan oluşmuyordu.Bunlar arasında ölüp-gitmiş insanlar da vardı.Nitekim bu, “Diri değil ölüdürler” ve “Ne zaman yeniden diriltileceklerini bilmezler” ibarelerinden açıkça anlaşılmaktadır.
c. Onlar ilahlarının,kendi dualarını işittiğini ve onlara yardım etmeye kadir olduğunu zannediyordular.

Bu noktada,söz konusu niyaz ve yardımı beklenen ilahın keyfiyetinin iyice anlaşılmasını gerekli görüyorum.Eğer ben susayıp ta su getirmesi için hizmetçimi veya hastalanıp beni tedavi etmesi için doktoru çağırıyorsam;ne bu çağırma niyaz olarak nitelendirilebilir ve ne de bu,hizmetçi ya da doktoru ilahlaştırmak manasına gelir. Çünkü bütün bu olanlar sebep ve sonuç zinciri içerisinde gerçekleşmektedir,dışında değil.Ancak eğer ben susuzluk hali ya da hastalık durumunda hizmetçi ya da doktoru çağırmak yerine,herhangi bir veli ya da putu yardımıma çağırırsam, bu tabii ki onları ilahlaştırmak ve onlara dua etmek olur.Çünkü,benden yüzlerce kilometre uzakta bir kabirde istirahat etmekte olan veliyi yardımıma çağırmam,onun bu haliyle beni duyup işittiğini kabul ettiğim manasına gelir.Bana göre,o,sebepler alemine hükmetmektedir ve bu yüzden de bana su yetiştirmeye ya da hastalığımı gidermeye kadirdir.Aynı kıyastan hareketle böyle bir durumda herhangi bir putu yardıma çağırmak da onun su,sıhhat ya da hastalık üzerine hakimiyeti olduğu ve olağanüstü bir şekilde benim gereksinimimi karşılamak için sebepleri harekete geçirebildiği manasına gelir.O halde kendisine niyaz etmeyi gerektiren ilah kavramı hiç şüphesiz olağanüstü bir otorite ile birlikte olağanüstü güçlere sahip olma düşüncesini de beraberinde getiren bir kavramdır.
3. “Etrafınızdaki (kalıntılarını gördüğünüz) köyleri (ahalisini) biz helak ettik.Belki geri dönerler diye onlara ayetlerimizi defalarca göstermiştik.Yakınlık vesilesi görerek Allah’tan başka edindikleri ilahlar,azabımız inerken neden onlara yardım etmediler? Yardım etmek bir tarafa onları bırakıp kayboldular.Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeylerdi.” (Ahkaf, 27-28)
“Sizlerin de (sonunda) ona döndürüleceği,beni yaratana neden ibadet etmeyeyim? Rahman bana bir zarar vermek istediğinde şefaatleri bir işe yaramayacak ve beni kurtaramayacak ilahlar mı edineyim?” (Yasin, 22-23)
“Allah’tan başka veliler edinenler var ya,biz onlara sırf Allah’a yaklaştırmaları için tapıyoruz (derler) Allah,onların ihtilafa düştükleri meselede (kıyamet günü) kararını verecektir.” (Zümer, 3)
“Allah’ı bırakıp ta kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebileceklere tapıyor ve bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir diyorlar.” (Yunus, 18)
Bu ayet-i kerimeler ışığında diğer bazı meseleler de aydınlığa kavuşmaktadır.Bu ayetlerden cahiliye insanının uluhiyetin kendi ilahları arasında bölüşüldüğü ve onların üzerinde daha yüce bir ilah olmadığı gibi bir görüşü taşımadıkları anlaşılıyor.Cahiliye insanın da açık bir şekilde,en yüce ilah düşüncesi vardı ve dillerinde Allah kelimesinin bulunması da bu yüzdendi.Diğer ilahlar bağlamında ise,en yüce ilahın ilahlığında diğer ilahların da birazcık müdahale ve nüfuzları olduğu inancını taşıyordular.Onlara göre diğer ilahların sözleri tutuluyor,onlar vasıtasıyla işler yürütülebiliyor,herhangi bir kazanç sağlama ve zararlardan korunma yolunda şefaatleri kabul ediliyordu.Bu gibi inançlar yüzünden onlar,Allah’la birlikte diğerlerini de ilah olarak görüyordular.Dolayısıyla onların terminolojisine göre herhangi bir kimseyi Allah katında aracı tutarak ondan yardım dilemek,onun önünde tazim ve terkim merasimleri tertiplemek ve adak adamak,onu ilahlaştırmaktır.
4. “Allah “iki ilah edinmeyin” dedi.İlah sadece bir tanedir.O halde sadece benden korkun.” (Nahl, 51)
“Ve (İbrahim) Rabbim bir şey dilemedikçe O’na şerik koştuklarınızdan asla korkmuyorum dedi.” (En’am, 80)
“(Hud’un (a.s) kavmi ona) Sana sözümüz ancak şudur;Tanrılarımızdan bazıları seni fena halde çarpmış dediler.” (Hud, 54)

(1) Burada şefaatin iki çeşit olduğunun iyice bilinmesi gerekir:
Şu veya bu şekilde,zor ve nüfuza dayalı olan ve behemehal kabul ettirilip bırakılan,
Sırf bir iltica ve istek niteliği taşıyan ve kabul ettirme gibi bir baskıyı peşinden getirmeyen,
Birinci şıktaki manasıyla herhangi bir kimseyi şefiğ (şefaat edici) ya da aracı olarak görmek onu ilahlaştırmak ve ilahlıkta Allah’a eş koşmaktır.Kur’an böyle bir şefaati reddetmektedir.İkinci şıktaki anlamıyla,Peygamberler (a.s),melekler,Salihler,ehl-i iman ve tüm kullar başka bir kul hakkında şefaat edebilirler.Ancak,herhangi bir kimsenin şefaatini kabul etme ya da etmeme hususunda yüce Allah tam bir yetkiye sahiptir.Kur’an-ı Kerim bu tür şefaati teyid etmektedir. (Mevdudi)

Bu ayetlerden,cahiliye insanının,eğer ilahlarını şu veya bu şekilde darıltırlar ve onların yönlendirme ve inayetlerinden mahrum kalırsa,kendilerinin hastalık,kıtlık,can ve mal kaybı ve diğer afetlere uğrayacakları korkusunu taşıdığını anlıyoruz.
5. “Onlar alim ve rahiplerini Allah’a ortak koştular ve Meryem oğlu Mesih’i de ilahlaştırdılar.Oysa,onlara kendisinden başka ilah olmayan tek bir ilaha ibadet etmeleri buyurulmuştu.” (Tevbe, 31)
“Nefsini ilahlaştıranı görmedin mi? Sen onun sorumluluğunu üzerine alır mısın?
(Furkan, 43)
“Aynı şekilde (ilahlıkta) ortak koştukları, müşriklerin çoğuna evlatlarını öldürmeyi hoş gösterdiler.” (En’am, 137)
“Onların (ilahlıkta) ortak koştukları,Allah izin vermediği halde,onlar için din cinsinden bir şeriat mı koymuşlar?” (Şura, 21)
Bu ayetlerde,ilahın daha önceki manalarından çok daha farklı bir anlamı göze çarpmaktadır.Burada,ilahlaştırılmış olanlarda herhangi bir olağan üstünlük söz konusu değildir.Onlar ya insandır ya da insanın kendi nefsidir.Bunlar,kendilerine niyazda bulunuldukları,fayda ya da zarar vermeye kadir oldukları ve himaye gücü taşıdıkları için ilahlaştırılmamışlardır.Bilakis,onlar,koydukları hükümler kanun olarak kabul edildiği,emir ve nehiylerine itaat edildiği,helal kıldıkları helal,haram kıldıkları haram olarak benimsendiği için ilahlaştırılmışlardır.Aynı şekilde bunların yalnız başlarına hüküm koyma ve yasaklama yetkilerine haiz olduğu ve bunlardan daha üstün kendisine başvurulacak ya da izin alınacak bir otorite olmadığı düşüncesi revaç bulmuştur.
İlk ayette alim ve rahiplerin ilahlaştırılması söz konusu edilmektedir.Bu ayetin dolaylı açıklamasını hadislerde bulmaktayız.Adiy Bin Hatem’in (r.a) bu ayetle ilgili olarak Peygamber Efendimiz (s.a)’e yönelttiği soruyu;O,şöyle cevaplamıştı: “Sizler,alim ve rahiplerinizin helal kıldığını helal,haram kıldığını haram kabul ediyor ve Allah’ın bu konuda ne buyurduğuna aldırmıyordunuz.”
İkinci ayetin anlamı ise gayet açıktır;nefsi arzularına boyun eğen ve onun emirlerini daha üstün gören kimse,aslında kendi nefsini ilahlaştırmıştır.
İlk iki ayetten sonra gelen diğer iki ayette,her ne kadar ilah kelimesi yerine ortak(şerik) kelimesi gelmişse de,bizim tercümede belirttiğimiz gibi burada ilahlıktan ortaklık kastedilmektedir.Her iki ayette de,Allah’ın izni olmadan herhangi bir kimsenin koymuş olduğu örf,kanun ve sistemi caiz görenlerin,söz konusu kanun koyucuyu Allah’a ilahlıkta ortak koştukları açıkça belirtilmektedir.

İmamet ve Hilafet

EHLİBEYT KAVRAMINI KULLANANLAR:
Şia,Caferi veAleviler'i Kullanarak,Sünni karşıtı bir tefrika oluşturmak amacıyla.(İmamet ve Hilafet)kavramları üzerinde sipikulasyonlara baş vuruyorlar.


İmamet,Hilafet,Peygamberler gibi Allah Tarafından seçilecekmiş,ve bu seçilenlerde Ehlibeyt soyundan olacak diye bir safsata içersine düşerler.


Peygamberimiz imametlik yapmıştır tamam,ancak bunu Peygamberimizden sonra Allah tarafından tayin edilecek ve ehli beyt ailesi soyundan olacak safsatası yanlıştır.


Peygamberimizin Tavsiyelerinde bu yoktur.Ayetlerde bu yoktur.Peygamberimizden sonra da vahiy yoktur.Allah seçmez insanlar seçer.


Hilafet ve İmamete layık olan ve islamî vasıfları taşıyan herkes seçilebilir.
Önce imam seçilmez.İslami mücadele yapılır,Lider kendiliğinden oluşur.Önce Lideri seçerseniz tefrikaya yol açar.

Durmadan İranı misal gösterirler.Humeyni'nin ehlibeytten olduğunu kim isbatlıyabilir.Kaynağından uzaklaşmış bir suya berrak ve temizdir diyebilmek için tahlil etmek lazım.Bulanık su ise tahlile gerek yoktur.İçilmez.

Ancak insanlar Humeyniyide seçebilirler.Bir ingiliz İslamı benden daha güzel yaşıyorsa,onu İmam ve halife olarak seçerim.Bu durum ise icraatıyla ortaya çıkar.Yanlış iş yaparsa azledilir.


Peygamberimiz illede sen halife olacaksın demmiştir,sadece altı kişinin üstün faziletlerini saymış benden sonra bunları seçebilirsiniz demiştir.Bu altı kişiden bazıları ehlibeytten değildir.

Bölücülük yapanlar bizden değildir.

Allahın Uluhiyyeti ve Özellikleri

Allah (c.c)’ın Uluhiyyetinin Özelliklerinden Bazıları

http://teferruat.wordpress.com/2008/07/06/allah-cc%e2%80%99in-uluhiyyetinin-ozelliklerinden-bazilari/

        1 - Hüküm vermenin yalnızca Allah (c.c)’a ait olması uluhiyyetin en önemli özelliklerindendir. Zira yaratma da emir de O’nun hakkıdır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Yaratma da emir de O’nun hakkıdır. Alemlerin rabbi olan Allah yücedir.” (A’raf: 54)

“Hüküm yalnız Allah’ındır. O, doğru haberi verir ve O, (hak ile batılı) ayırd edenlerin en hayırlısıdır.” (En’am: 57 )

“Hüküm vermek, yalnız Allah’a aittir. Kendisinden başkasına değil yalnız O’na ibadet etmenizi emretti.” (Yusuf: 40 )

“Hüküm vermek, O’nundur. Ve O, hesabı çabuk görendir.”  (En’am: 62 )

“Hükmünde O’na hiçbir ortak yoktur.” (Kehf: 26 )

Hükmün yalnız Allah (c.c)’a ait olduğunu gösteren bunlardan başka daha bir çok ayet vardır. Bu nedenle kim, sadece Allah (c.c)’a ait olan bu özelliğin kendisinde olduğunu iddia ederse işte o, kendisini ilahlaştırmıştır. Her kim de onun bu iddiasını kabul ederek bu özelliği ona verirse, işte o da onu Allah (c.c)’tan başka bir ilah olarak kabul etmiştir.

 2 - Teşri koymak, helal veya haram, iyilik veya kötülük ölçülerini tayin etmek sadece Allah (c.c)’a ait olan uluhiyyetin en önemli özelliklerindendir.

Bu nedenle kim, bu özelliklerden herhangi birisinin kendisinde olduğunu iddia ederse, yani; Allah (c.c)’a muhalefet ederek teşri koyma, helal (serbest) ve haram (yasak) ölçülerini tayin etme, bir şeye iyi veya kötü deme yetkisinin kendisinde bulunduğunu iddia ederse kendisini ilah ilan etmiş ve Allah (c.c)’a denk kılmış olur. Her kim de onun bu iddiasını kabul ederek bu yetkiyi ona verir ve ona bağlanırsa onu kendisine ilah edinmiş olur.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Onlar hahamlarını, rahiblerini ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan başka rabler edindiler. Oysa tek olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, onların ortak koşmalarından münezzehtir.”  (Tevbe: 31)

Bu ayetle ilgili açıklamayı daha önce naklettim ve  ayette geçen papazları ve din adamlarını rab ve ilah edinmenin ne manaya geldiğini açıklayan alimlerin sözlerini de naklettim. Ayette geçen, onları rab ve ilah edinmekten kasıt; helal ve haram koyma yetkisini onlara vermektir. Böylece hıristiyanlar onları Allah (c.c)’tan başka rab ve ilah edinmişlerdi. Onlar da bu yetkiyi kendilerinde görmüş, böylece rablık ve ilahlık iddiasında bulunmuşlardı.

 Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyi kendilerine dinden bir şeriat koyan ortakları mı vardır?” (Şura: 21 )

(Ey Muhammed!) De ki: “Biliyor musunuz, Allah size rızık olarak her ne indirmişse, onun kimini haram kıldınız, kimini helal…” Yine de ki: “Allah mı bunun için size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?” (Yunus: 59 )

“Diliniz yalana alıştığı için: “Bu helal, bu haram” demeyin! Yoksa Allah’a yalan iftira etmiş olursunuz. Muhakkakki Allah’a karşı yalan iftira eden kimse, kurtuluşa erişemez.”  (Nahl: 116 )

Sahih rivayete göre Beni Temim’den bir arabi Rasulullah (s.a.s)’a şöyle dedi:

“Ben bir şeye iyi dersem o iyi, kötü dersem o kötüdür.” Rasulullah (s.a.s) ona şöyle dedi:

“Bu özellik sadece Allah (c.c)’a aittir.” (Fetvalar c: 28 s: 164 )

Rasulullah (s.a.s), arabiye verdiği cevabında şunu demek istemiştir:

“Senin ileriye sürdüğün bu iddia, beşere ait bir özellik değildir. Bütün insanlar toplansa bile bu yetki onlara verilemez. Bu özellik sadece ve sadece Allah (c.c)’a aittir. Zira senin iyi gördüğün Allah (c.c) katında kötü olabilir. Kötü gördüğün ise Allah (c.c) katında iyi olabilir. Bu sebeble eşyaya iyi veya kötü hükmünü vermek mahluka değil, sadece Allah (c.c)’a ait bir özelliktir ve Allah (c.c)’ın yetkisindedir.”

 3 - Dilediği meselede hüküm vermek ve hükmünde takipçisi olmamak Allah (c.c)’ın uluhiyyetinin özelliklerindendir.

Bu özellik sadece Allah (c.c)’a aittir. Allah (c.c) bir konuda hüküm verdikten sonra yaratılmışlardan hiç birisinin o konuda herhangi bir söz, anlayış, görüş veya itiraz hakkı yoktur. Zira emir sadece Allah (c.c)’a aittir. Rasul ise bu emri tebliğ edendir. Bize düşen görev; bu emre rıza göstermek, boyun eğmek ve teslim olmaktır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Muhakkakki Allah, dilediği şeye hükmeder.” (Maide:  1 )

 “Allah hükmeder; O’nun hükmünü iptal edecek yoktur. Ve O, hesabı çabuk görendir.” (Ra’d:  41 )

“Allah ve rasulü bir konuda hüküm verdiğinde inanmış erkek ve kadınların artık işlerinde başka yolu seçme hakları yoktur. Her kim Allah’a ve rasulüne baş kaldırırsa apaçık bir şekilde sapmış olur.”        (Ahzab:  36 )

“Ey iman edenler! Allah ve rasulünün önüne geçmeyin!” (Hucurat: 1 ) (Rasulullah (s.a.s)’ın önüne geçmek; onun sözüne bir şey eklemek; karşı gelmek veya zıd bir anlayış ileriye sürmektir. Bu hareket aslında Allah (c.c)’a yapılmıştır. Çünkü Rasulullah (s.a.s), Allah (c.c)’ın kendisine bildirdiğini tebliğ eder ve haktan başka bir şey söylemez. Allah (c.c) onun hakkında şöyle buyurmuştur: “O hevasından konuşmaz. Onun konuştuğu ancak bir vahiydir.” (Necm: 4 )Rasulullah (s.a.s) sağ iken söylediği söze itiraz etmek, başka anlayış ileriye sürmek küfürdür. Rasulullah (s.a.s) öldükten sonra ise  sabit olan sünnetini reddetmek, ona itiraz etmek veya başkasının sözlerini ondan önce tercih etmek de aynı şekilde küfürdür.)     

“Aralarında hüküm verilmesi için Allah ve rasulün e çağırılan müminlerin sözü: “İşittik ve itaat ettik” demektir. İşte kurtuluşa erenler bunlardır!”  (Nur: 51 )         

Allah (c.c)’ın dilediği şeyde hüküm vermesi ve hükmünde takipçisi olmamasıyla ilgili daha başka ayetler de vardır. Bu nedenle herhangi bir kimse bu özelliğin kendisinde olduğunu iddia eder, yani; “ben istediğim hükmü veririm, kimsenin benim hükmüme itiraz hakkı yoktur, hükmümde takipçi yoktur, ona zıd hüküm verecek veya itiraz edecek kimse de yoktur, zira benim verdiğim hüküm herkesin üstündedir, bu hükme zıd bir anlayış, bir itiraz veya bir düşüncenin ileri sürülmesini asla kabul etmem” derse kendisini ilahlaştırmış ve Allah (c.c)’a denk kılmıştır. Böylece aynı Firavun’un dediği gibi demiş olur. Zira Firavun şöyle demişti:

“Ancak size benim görüşümü gösterir ve ancak ben sizi doğru yola sevkederim.” (Mümin: 29)

Her kim bu özelliği bir şahsa verir, söylediğine rıza gösterir veya ona bağlanırsa, işte o kimse Allah (c.c)’a ait olan bir özelliği ona vererek onu Allah (c.c)’tan başka bir ilah ve bir mabut edinmiş olur.

Zamanımızdaki küfür demokrasi sistemlerinde olduğu gibi… Bu sistemlerde Allah (c.c) ve rasulünün hükümlerine muhalefet ve itiraz etme, ona zıd görüş beyan etme yetkisi parlemontoya verilmiştir. İşte bu sebeble parlementoda bulunan kimseler bu sistemi kabul etmiş olduklarından dolayı İslam’dan çıkmışlardır.Çünkü demokrasi sistemindeki parlementoda yer alan kimseler, ilahlık iddiasında bulunmuşlardır.

4 - Yaptığı sebebiyle hesap sorulmama, kendisinden başka herkese hesap sorma da sadece Allah (c.c)’a ait özelliklerdendir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

(Allah) yaptığından sorulmaz, onlar ise sorulurlar.” (Enbiya: 23 )

Her kim bu özelliğin kendisinde olduğunu iddia eder, yani; “yaptığım sebebiyle kimse bana hesap soramaz, ben hesap sormanın üstündeyim” derse kendisini ilahlaştırmış ve Allah (c.c)’a kendini denk kılmıştır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“O’nun benzeri birşey yoktur ve O, işitendir, görendir.” (Şura: 11 )

Her kim de bu özelliği ona verir, onun iddiasına rıza gösterir ve bağlanırsa o kimseyi Allah (c.c)’tan başka ilah ve mabut edinmiş olur.

 5 - Zatı için sevilmek de Allah (c.c)’a ait olan özelliklerdendir. O’nun dışıdakiler ise sadece Allah (c.c) için sevilirler. Bu özellikle ilgili delilleri daha önce zikrettik.

Her kim bu özelliği kendi nefsi için iddia eder, yani; zatı için sevilmesi, dostluk ve düşmanlık gösterilmesi gerektiğini söylerse kendisini ilah ilan etmiş ve böylece Allah (c.c)’a denk ve benzer kılmıştır.

Bu kimsenin bu iddiasına rıza gösteren ve bu özelliği ona veren de onu Allah (c.c)’tan başka ilah, mabud edinmiştir.

 6 - Zatı için itaat edilmek de Allah (c.c)’a ait olan özelliklerdendir. O’nun dışındakilere ise sadece O’nun için itaat edilir. Bu sebeble Allah (c.c)’a isyan konusunda yaratılmışa itaat edilmez.

Kendisine kendi zatından dolayı itaat edilmesi gerektiğini iddia eden bir kimsenin, yalnızca Allah (c.c)’a ait olan bir özelliği kendisinde gördüğünü ve bu sebeble kendisini ilahlaştırdığını, bu özelliği ona veren veya bunu kabul eden kimsenin de onu Allah (c.c)’a denk kılarak ilah edindiğini daha önce delillerle açıkladık.

 7 – Zarar ve fayda verici olmak da Allah (c.c)’a ait olan özelliklerdendir. Zarar ve fayda sadece O’nun elindedir. O, dilediğini korur, fakat kendisinden hiç kimse korunamaz.

 Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Allah’tan başka sana fayda da zarar da veremeyecek olana dua etme! Eğer böyle yaparsan şüphesiz zalimlerden olursun. Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, O’ndan başkası onu kaldıramaz. Ve eğer sana bir hayır dilerse, O’nun fazlını kimse geri çeviremez. Onu  kullarından dilediğine verir ve O, Gafurdur, Rahim’dir.” (Yunus: 106-107 )

 “De ki: “Allah’tan başka bize fayda da, zarar da veremeyecek olanlara mı dua edelim?” (En’am: 71 )

“Onlar, Allah’tan başka kendilerine fayda veremeyecek şeylere taparlar ve; “bunlar Allah katında şefaatçilerimiz” derler. De ki: “Göklerde ve yerde bilmediği birşeyi mi Allah’a haber veriyorsunuz? Onu tesbih ederim. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.” (Yunus: 18 )

“De ki: “O’ndan başka dostlar edindiklerinizin, kendilerine bir fayda veya zarar sağlamaya bile güçleri yoktur.” (Ra’d:  16  )               

“De ki: “Allah dilemedikçe ben kendim için ne bir fayda ne de bir zarar sağlamaya güç yetirebilirim.”  (A’raf:  188  )   

Bu manayı ifade eden bunlara benzer daha bir çok ayet vardır.

İbni Abbas (r.a) şöyle dedi: “Ben Rasulullah (sas)’ın bineğinin terkisindeydim. Bana şöyle dedi:

“Ey delikanlı! Allah (c.c)’ın sana fayda vereceği şeyleri sana öğreteyim mi? Allah (c.c)’ı koru ki, Allah (c.c) da seni korusun. Allah (c.c)’ı koru ki Allah (c.c)’ı önünde bulasın. Eğer bir kimseden bir şey isteyeceksen sadece Allah (c.c)’tan iste! Bil ki, bütün insanlar sana birşey yapmak için bir araya gelseler Allah (c.c) dilemedikçe hiç bir şey yapamazlar. Yine bil ki, zafer sabırla beraberdir, ferahlık ise sıkıntıdan sonradır. Zorluktan sonra da kolaylık vardır.” (İbni Ebi Asım Sünne kitabında sahih senedle rivayet etti)

İbni Teymiye şöyle dedi:

“Her kim melekleri ve nebileri vasıta edinerek onlardan birşey ister, onlara tevekkül eder, onlardan menfaat sağlamalarını ve zararı defetmelerini isterse şüphesiz müslümanların icmaıyla kafir olmuştur.

Yine onlardan günahların affını, kalplere hidayet etmelerini, sıkıntı ve hacetleri gidermelerini istemek bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Size, melekleri ve nebileri rabler edinmenizi emretmez. Siz müslüman olduktan sonra hiç size küfrü emreder mi?” (Ali İmran:  80 )

Allah (c.c) bu ayette, melek ve nebileri rab edinmenin küfür olduğunu bildirmiştir.” (Fetvalar c: 1 s: 124)

Özet olarak şöyle diyorum:

Sadece Allah (c.c)’a ait olan özellik ve sıfatlar vardır. Bu özellik ve sıfatlarda yaratılmış olan hiçbir şey O’na ortak olamaz. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“O’nun benzeri birşey yoktur ve O, işitendir, görendir.” (Şura: 11) (Bu ayet, sadece Allah (c.c)’a ait olan sıfat ve özelliklerin kendisinde olduğunu iddia edenlerin iddiasının batıl olduğunu açıkça göstermektedir. Maalesef bu ayet bu konulara delil olduğu halde unutulmakta ve sadece mücessimelere (Allah (c.c)’ı mahlukata benzetenlere) reddiye olarak kullanılmaktadır.)

Allah (c.c) ibadete layık tek ilahın kendisi olduğunu, geniş manadaki bütün ibadetlerin ve ibadetlerin her çeşidinin sadece kendisine yapılmasını ve kendisinden başka hiç bir şeye ibadet edilmemesi gerektiğini bildirmiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“De ki: “Namazım, kestiğim kurban, hayatım ve ölümüm Alemlerin rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur.” (En’am: 162)

Bütün bu açıklamalara göre; özelliği, mertebesi ve sıfatı ne olursa olsun sadece Allah (c.c)’a ait olan özellik ve sıfatlardan herhangi birisinin kendisinde de bulunduğunu iddia eden bir kimse, bu yaptığıyla ilahlık iddiasında bulunmuş, kendisini Allah (c.c)’a denk ve ortak koşmuştur. Her kim böyle iddia eden kişinin iddiasını kabul eder veya ona rıza gösterir veya bu iddiasında ona bağlanırsa onu Allah (c.c)’tan başka ilah edinmiş ve ona  ibadet etmiş olur.

http://teferruat.wordpress.com/2008/07/06/allah-cc%e2%80%99in-uluhiyyetinin-ozelliklerinden-bazilari/